“NO FUTURE” Diye Diye Reklamcı Olduk!

Mart 29, 2017 0 Views
“NO FUTURE” Diye Diye Reklamcı Olduk! blog cover no future Ayhan ALTINOK

Başlamadan önce bizimle birlikte ”No Future” diyebileceğiniz Spotify listemizi şuraya iliştiriyoruz.

 

Kendimizi keşfetmek için çıktığımız yolun başı ergenliğimizin ilk yıllarına tekabül eder. Bu dönemde varlığımızı kabul edilebilir kılmak için denediğimiz yollar genelde uç noktalarda dolanmak, sıra dışı olmak üzerine şekillenir. Dilimiz, zevklerimiz, dış görünüşümüz gibi hemen hemen her konuda, başta ailemiz sonra diğer herkesten ayrılmaya çalışırız. Burada insanlar ikiye ayrılır;  aykırılığı kişisel birikime ve üretime dönüştürebilenler ve kısa zaman sonra “normal” olmaya geri dönenler.

Toplumun her kesiminde değer üreten kesim birinci gruptur. Dolayısıyla bu yazı kendini bir şekilde birinci gruba ait hissedenler için anlam taşıyacaktır.

Ergenliğimize dönecek olursak, hepimizin geçirdiği ortalama bir süreç vardı. Hepimiz bir kıvılcımla aykırı olmaya başlamıştık. Benim kıvılcımım müzikti. Orta direk birçok Türk evinde olduğu gibi bizim evimizde de Türk Halk Müziği ve Orhan Gencebay çalardı. Kendimizi var etmemizin, fark edilebilir olmamızın ve kendimizi kabul ettirmemizin tek yolunun reddetmekten geçtiğine inandığımız bir dönemdeyken naif Anadolu türkülerimiz ya da sevgili ne yaparsa yapsın, nasıl biri olursa olsun her koşulda seven Orhan Baba bizim için doğru isimler değildi. Ancak şanslı bir nesildik. Dial up’la interneti keşfetmeye çalışırken saçlarına kar yağan büyüklerimize göre ADSL bizim için büyük kolaylıktı.

Evin içindeki müzik tekeline karşı çıkarak başlamıştık reddetmeye. İnternetin de bize verdiği yetkiye dayanarak, “We’re Not Gonna Take It! No! We ain’t gonna take it!” demiştik. Twisted Sister ile tanıştıktan sonra çok daha güçlü hissediyordum. Çünkü bu adamlar fönlü, sarışın ve makyajlılardı, deri tayt giymişlerdi ve birçok şeyi reddetmişlerdi, zaten ihtiyacımız olanı veriyorlardı bize. “I Wanna Rock” klibini izleyince “Evet ya, budur!” diye çıldırdığımı hatırlıyorum. Klibin başında bir öğretmen sınıfı, “Hayatınızla ne yapmayı düşünüyorsunuz, neyiniz var sizin böyle? Kendinize çeki düzen verin.” diye azarlıyor. Sahi hayatımızla ne yapmak istiyorduk biz? Yine klibin devamı bize ışık olan kısım… Öğrencilerden biri dayanamaz ve ayağa kalkıp bağırır, “I Wanna Rock”. Evet biz gerçekten de sadece Rock istiyorduk. Rock sadece bir müzik türü değildi. Toplumumuzun şizofrenilerinden biri olan Satanizm de değildi. Biz sadece sizden olmamayı istiyorduk aslında. Biz bir şey olmamak istiyorduk. En azından sizin bizden beklediğiniz hiçbir şey olmayacaktık! Yine Pink Floyd’un bize öğrettiği gibi, duvarlarınızdaki tuğlalardan biri olmayacaktık.

Ne olmayacağımızı kesinlikle bilmemize rağmen yıllar geçiyordu ve bir şeyler olmamız gerekiyordu. Şansımızı deniyorduk biz de. Sex Pistols bize “No Future!” demişti, biz de öyle diyorduk ve aynı Sex Pistols bizi çekici bir “öteki” olmaya teşvik ediyordu. Ancak punkçı bir anarşist olmak için satın almamız gereken kıyafetler vardı. Anarşist olmamız bir hayli maliyetliydi. Manevi boyutu ise şuydu, çekici bir öteki olarak bir şey olabilirdik evet. Ama bir şey olup diğer her şeye sırt dönmek bizi basitleştirmekten başka bir işe yaramayacaktı. Green Day ise televizyonun aptallaştırdığı, medyanın tüm toplumu şekillendirdiği bir “American Idiot” olmamızı istemiyordu, biz de olma niyetinde değildik zaten. Ama bunu bize MTV üzerinden söylüyordu.

Çelişkiler baş gösteriyordu ve reddederek varoluşumuzu sürdürmemiz için bu bir engeldi. Sisteme verebileceğimiz en büyük zararın bir ağacın gölgesinde uyuklamak olduğunu fark ettik. Çünkü sistem dediğimiz şey öyle bir şeydi ki, reddedişimizi bile şablonlarla satıyordu bize. Alice in Chains bizi uyandırdı ve bize, “Kutudaki adam” olduğumuz gerçeğini buz gibi bir suyu suratımıza çarpar gibi gösterdi. Kutular; içine hapsedildiğimiz, görünmez sınırlara sahip, kafamızı dışarı uzattığımızda acımasız bir sopa darbesiyle geriye itildiğimiz yaşam alanlarımız, dünyalarımızdı. Hayatlarımız ise sürekli yeni yol ayrımlarıyla doluydu. Bir şey olmamızın zamanı gelmişti. Peki her şeyin bu kadar farkındayken reddedişten vazgeçip kutularımıza razı mı olacaktık? Yoksa elimizden gelen tek şey olan reddedişi bir üretime mi çevirmeyi seçecektik?

İçsel çatışmalarımız, diyalektiğin en işlevsel örnekleri olmuştur hep. Bu yol ayrımında da içinden çıkmaya bir şekilde gücümüzün yetmeyeceği bir durum vardı. Ancak farkındalık kozumuz hala cebimizdeydi, baş edemeyeceğimiz sistemin içine girecek ve çekilebilir yaşamlar hazırlayacaktık… Hem kendimize hem de diğerlerine…

Bu yol ayrımı bir yönden de vazgeçiş olmaktan çıkıyor. Çünkü kutudan çıkmayı kendi kutumuzu güzelleştirmek için seçmiştik. Bütün aykırılığımız, reddedişimiz en / taa başta bizi ayırmıştı zaten “normal” olanlardan. Tüketmek için üretecektik. Tüm iç çatışmalarımıza rağmen yeniden ürettiğimiz her değer vicdan muhasebemizde bizi karlı konuma getirecek girdiler sağlıyordu.

Radikal playlistlerimizi yumuşattık. Ne Sex Pistols’dan vazgeçtik ne de Orhan Baba’dan.

Madem bir ağacın gölgesinde uyuya kalamıyorduk, biz de aynı gölgede yazıp çizmeyi tercih ettik.

Burada İşinizi Kolaylaştıracak Harikalı Şeyleeer Vaaar! blog tools cover Ayhan ALTINOK

Burada İşinizi Kolaylaştıracak Harikalı Şeyleeer Vaaar!

Dünya hızla dönüyor, içindekiler durur mu onlar da hızla koşuyorlar elbet. Bu başımızı döndüren hızda bize biraz daha vakit kalsın istiyoruz hepimiz. Gökyüzüne daha çok bakmak istiyoruz, sevgilimizle…

Tarayıcıların Önbelleklemesini Engelleme browser Ayhan ALTINOK

Tarayıcıların Önbelleklemesini Engelleme

Herkesin en büyük sorunu olan yaptığınız değişiklikleri anlık göremezsiniz tarayıcıların önbelleklemesini engellemesi istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Eğer bir geliştirici iseniz önbellek hatası hep yaşanan bir sorundur. Projenizi hangi dilde…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yaz
Yukarı Kaydır
Beni takip edin
Tema
Diller
Müzik
Search results will appear here